AvEG-Kon Logo
 
 

 

Bochum'da Yükselen Barikat

 

Almanya’nın Bochum şehri işten atılmalara karşı yeni bir mücadeleye tanıklık ediyor. Yaklaşık bir hafta önce Nokia telefon tekelinin fabrikasını kapatarak 2 bin 300 işçisinin sokağa atma ve Opel fabrikasının şanzıman üretme bölümünü kapatarak 670 işçisini çıkarma kararı, işçi kıyımına karşı direniş barikatlarının kıvılcımını yaktı.

Kapatma kararından bir hafta sonra NRW eyaleti çapında 20 binden fazla işçinin Nokia fabrikası önünde bir araya gelerek Nokia işçisiyle dayanışmanın ilk adımını atması, sınıf dayanışmasının önemi kadar, hızla birleşik bir mücadele barikatının örülmesinin koşullarının da ne kadar güçlü olduğunu ortaya koydu.

Köln’den Ford işçileri, Dortmund ve Duisburg’tan KruppThyssen, yine Bochum’dan Riemke ve Opel işçileri, NRW maden ve kamu işçileri 22 Ocakta Nokia işçilerinin yanındaydı. Hele Opel işçileri o gün tam kadro ile iş bırakmış ve biz de buradayız demişlerdi.

Almanya işçi hareketine yeni bir soluk getirecek bu direniş barikatı için şimdiden şu noktalar önem taşıyacaktır:

Dayanışma barikatına katılan fabrikaların bütünü ya yakın zamanda kitlesel işçi çıkarma ile karşı karşıya kalmış, ya da kalmayla karşı karşıyadırlar. Bu durum, Nokia ve Opel işçileri nezdinde yükselen bu barikatın bölgesel bir direniş barikatı haline gelmesinin nesnel zemininin ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir. Zaten çok kısa zaman içinde bu kadar güçlü bir gösterinin örgütlenmesi de bölgesel bir direniş ateşinin harlanmaya hazır olduğunu ortaya koymaktadır. Sorun Bochum ana merkez olmak üzere, işten atılmalara karşı bölgesel bir direniş planına sahip olma olarak kendini göstermektedir.

Başta Opel olmak üzere otomobil ve metal sektörü işçilerinin işin içinde olması, aynı zamanda bu direnişin uluslararası desteğinin de hızla harekete geçmesinin yolunu açabilir. Geçen yıllarda Opel işçilerinin fabrika işgali sırasında kıta çapında otomobil fabrikalarında destek eylemlerinin olması, bunun hem güzel bir örneğidir.
Dayanış barikatını ören proletarya bölükleri arasında Opel, Ford gibi otomobil işçilerinin, KruppThyssen gibi demir-çelik işçilerinin, maden ve kamu işçilerinin varlığı direnişin niteliğini etkileyecek karakterdedir. Gerek mücadelecilikleri, gerekse de üretim sürecinde tuttukları yer bakımından proletaryanı bu bölüklerinin mücadele sürecine bölge çapında birlikte katılmaları, Ruhl bölgesinde yeni bir dalganın yayılmasını sağlayacaktır.

Yine başta Opel işçileri olmak üzere proletaryanın bu bölüklerinin işin içinde olması, daha sert ve sonuç alıcı mücadele biçimlerinin gündeme gelmesinin de güvencesini oluşturmaktadır. Mücadelenin sertleşmesine bağlı olarak yürüyüş, iş yavaşlatma, uyarı grevi vb. yanında ama esasen fabrika işgallerini içine alan bir sürecin yaşanma olasılığı oldukça fazladır.

NRW bölgesi, hem işçi sınıfının yoğunluğu, son zamanlarda da yoksulluğu ve işsizliği ile öne çıkmaktadır. Bu bakımdan direniş yoksul ve işsiz kitleleri de bir araya getirecek özelliklere sahiptir. Geçen yıl Simens’e bağlı BenQ telefon fabrikasının kapatılması üzerine işten atılan işçilerin dayanışma gösterisinde katılması bunun somut ifadesidir. Kendi işyerlerine işten atılma saldırısını durduramamış ve işten atılmış işçiler doğal olarak Nokia ve Opel işçileri nezdinde işten atmalara karşı mücadeleye katılmaya hazırdırlar.

Yine bölgenin ve bu fabrikalarının göçmen işçi barındırma özelliği, göçmen işçilerin mücadele sürecinde daha aktif yer alması kadar, göçmen örgütlerinin de daha canlı pratik içinde olmalarını getirecektir. Daha şimdiden gerek AGİF, gerekse DİDF sürece girmişlerdir. Elbette göçmen örgütleri kendilerinin sadece kurumsal destekle sınırlayamazlar. Esasen direniş barikatını örülmesinde ve büyümesinde kendilerini daha fazla sorumluluk altında hissetmeleri gerekir.

Direnişin başarısı için nesnel koşullarlar bu kadar uygunken, aynı zamanda öznel koşul olarak taşıdığı zaaflara da değinmek yerinde olur. Bu, direnişin önderlik sorunudur. Şu ana kadar direnişin önderliğini sendikalar yapmaktadır. Tabanın baskısıyla bu sendika yönetimleri bazı adımlar atsalar da son birkaç yılın pratiklerine baktığımızda hiç de güven verici değillerdir. Hatta daha önce Opel’de direnişe önderlik yapan temsilciler görevden alınmıştır. İşte bu bakımdan bu direnişte işçi sınıfı, direnişin örgütlenme ve sonuç alma iradesini mevcut sendikalara bırakmayacak önlemler almak zorundadır. Bu önlemler arasında, direniş karar mekanizmalarına mevcut sendika yönetici ve temsilcileri yanında bizzat tabandan işçilerce seçilecek temsilcilerin de yer alması sağlanmalıdır.

Aynı zamanda mücadeleci işçilerin –ki bunlara mücadeleci sendika temsilcileri de dahildir- iç toplantılarıyla mücadele sürecinin ihtiyaçlara göre ele alınması ve yönetilmesi bakımından, fabrika ve bölge düzeylerinde sürekli toplantıların yapılması da bir başka önlemdir. Bu direniş, bir dönem yeni bir soluk olarak kendini ifade eden ancak daha sonra sönümleşen taban inisiyatiflerinin yeniden canlanmasının da çok doğal olarak vesilesi olabilir.

Sürecin yukarıda, masa başı toplantılarda kotarılmasına karşı, işçilerin bütününün sürece dahil edilmesinin yolları bulunmalıdır.

Almanya’da 3-4 yıldır gündemde olan kitlesel işçi çıkarma veya fabrika kapatma saldırıları, bazı yerlerde verilen mücadelelerle geçici de olarak durdurulsa da çoğu yerde hayata geçirilmişti. Yaklaşık bir yıl aradan sonra gündeme gelen bu en ciddi işçi çıkarma kararlarına karşı şimdiden örülmeye başlanan direniş barikatı, Almanya’daki işçi hareketine yeni bir soluk getirecektir. Ki bu soluk aynı zamanda Avrupa işçi sınıfını soluğu olarak Avrupa’daki iklimi tersine döndürme kavgasının da bir tuğlası olacaktır.

Bu nedenle, tüm devrimciler, Marksist Leninist komünistler, bu mücadelenin ne olursa olsun kazanılması şiarıyla yola çıkmalı, tüm hesapları bu çatışmanın kazanılması üzerine kurmalıdır. Bu mücadele kazanılabilinir ve kazanılmalıdır.

Bu yazı 26 Ocak 2008 tarihli Atılım Gazetesiden alınmıştır.

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) Resmi Web Sitesi

E mail: info@aveg.org